Mushaf’taki resmi sırası :67
Nuzul Sırası: 77
Toplam Ayet Sayısı :30
İndiği Dönem :Mekke döneminde inmiştir.
Sure adını : Sûre, adını birinci âyette geçen “elMülk”kelimesinden almıştır.
29 Cüz
Rahman Ve Rahim Olan Allah Adıyla
Mülk 67/1 Mutlak hükümranlık ve yönetim elinde bulunan
Allah, bereketin kaynağı ve O ne mübarek, şanı ne yücedir. O El Kâdir
Her şeye ölçü koyan ,her şeye gücü yetendir
تَبَارَكَ الَّذِي بِيَدِهِ الْمُلْكُ وَهُوَ عَلَى كُلِّ شَيْءٍ قَدِيرٌ
Tebârakellezî bi yedihil mulku ve huve alâ kulli şey’in kadîr
Mülk 67/2 O, hanginizin daha güzel amel yapacağını sınamak için ölümü ve hayatı yaratandır.O, El-Aziz üstün ve güçlü olandır,O günahları örterek bağışlayan gafur olan Allah'tır
الَّذِي خَلَقَ الْمَوْتَ وَالْحَيَاةَ لِيَبْلُوَكُمْ أَيُّكُمْ أَحْسَنُ عَمَلًا وَهُوَ الْعَزِيزُ الْغَفُورُ
Ellezî halakal mevte vel hayâte li yebluvekum eyyukum ahsenu amelâ, ve huvel azî zul gafûr(gafûru).
Mülk 67/3 Yedi kat gökleri yaratan da O'dur. O Rahman'ın yaratışında/yarattıklarında herhangi bir uyuşmazlık, aykırılık, çelişme göremezsin. Bir kez daha bak! Bir çatlaklık, bir uyuşmazlık görüyor musun?
الَّذِي خَلَقَ سَبْعَ سَمَاوَاتٍ طِبَاقًا مَّا تَرَى فِي خَلْقِ الرَّحْمَنِ مِن تَفَاوُتٍ فَارْجِعِ الْبَصَرَ هَلْ تَرَى مِن فُطُورٍ
Ellezî halaka seb'a semâvâtin tibâkâ(tibâkan), mâ terâ fî halkır rahmâni min tefâvut ferciıl basara hel terâ min futûr
Mülk 67/4 Sonra gözünü, tekrar tekrar çevir bak; göz âciz ve bitkin halde sana dönecektir.
ثُمَّ ارْجِعِ الْبَصَرَ كَرَّتَيْنِ يَنقَلِبْ إِلَيْكَ الْبَصَرُ خَاسِأً وَهُوَ حَسِيرٌ
Summerciıl basara kerreteyni yenkalib lieykel basaru hâsien ve huve hasîr(hasîrun).
Mülk 67/5 Andolsun ki biz, en yakın olan göğü kandillerle donattık. Bunları şeytanlara atılan taşlar yaptık ve onlara alevli ateş azabını hazırladık.
وَلَقَدْ زَيَّنَّا السَّمَاء الدُّنْيَا بِمَصَابِيحَ وَجَعَلْنَاهَا رُجُومًا لِّلشَّيَاطِينِ وَأَعْتَدْنَا لَهُمْ عَذَابَ السَّعِيرِ
Ve lekad zeyyennâs semâed dunyâ bi mesâbîha ve cealnâhâ rucûmen liş şeyâtîni ve a’tednâ lehum azâbes saîr
Mülk 67/6 Rablerini inkâr edenler için cehennem azabı vardır. Ne kötü varılacak yerdir orası!
وَلِلَّذِينَ كَفَرُوا بِرَبِّهِمْ عَذَابُ جَهَنَّمَ وَبِئْسَ الْمَصِيرُ
Ve lillezîne keferû bi rabbihim azâbu cehennem(cehenneme), ve bi’sel masîr
Mülk 67/7 Oraya atıldıklarında, onun kaynarken çıkardığı korkunç uğultuyu işitirler.
إِذَا أُلْقُوا فِيهَا سَمِعُوا لَهَا شَهِيقًا وَهِيَ تَفُورُ
İzâ ulkû fîhâ semiû lehâ şehîkan ve hiye tefûr
Mülk 67/8 Neredeyse cehennem öfkeden çatlayacaktır! Oraya her bir topluluk atıldıkça oranın bekçileri onlara, “Size bir uyarıcı gelmemiş miydi?” diye sorarlar.
تَكَادُ تَمَيَّزُ مِنَ الْغَيْظِ كُلَّمَا أُلْقِيَ فِيهَا فَوْجٌ سَأَلَهُمْ خَزَنَتُهَا أَلَمْ يَأْتِكُمْ نَذِيرٌ
Tekâdu temeyyezu minel gayz(gayzi), kullemâ ulkıye fîhâ fevcun seelehum hazenetuhâ e lem ye’tikum nezîr
Mülk 67/9 Onlar da şöyle derler: “Evet, bize bir uyarıcı gelmişti. Fakat biz onu yalanlamış ve ‘Allah hiçbir şey indirmemiştir. Siz ancak büyük bir sapıklık içindesiniz’ demiştik.”
قَالُوا بَلَى قَدْ جَاءنَا نَذِيرٌ فَكَذَّبْنَا وَقُلْنَا مَا نَزَّلَ اللَّهُ مِن شَيْءٍ إِنْ أَنتُمْ إِلَّا فِي ضَلَالٍ كَبِيرٍ
Kâlû belâ kad câenâ nezîrun fe kezzebnâ ve kulnâ mâ nezzelallâhu min şey'in entum illâ fî dalâlin kebîr
Mülk 67/10 Ve: “Eğer kulak vermiş veya aklımızı kullanmış olsaydık, şu alevli ateştekilerden olmazdık.”
وَقَالُوا لَوْ كُنَّا نَسْمَعُ أَوْ نَعْقِلُ مَا كُنَّا فِي أَصْحَابِ السَّعِيرِ
Ve kâlû lev kunnâ nesmeu ev na'kılu mâ kunnâ fî ashâbis saîr
Mülk 67/11 İşte böylece günahlarını itiraf ederler. Artık sair ateşindekiler Allah’ın rahmetinden uzak olsun!
فَاعْتَرَفُوا بِذَنبِهِمْ فَسُحْقًا لِّأَصْحَابِ السَّعِيرِ
Fa’terefû bi zenbihim, fe suhkan li ashâbis saîr
Mülk 67/12 Görmedikleri hâlde içten içe Rablerinden korkanlar için bir bağışlanma ve büyük bir mükâfat vardır.
إِنَّ الَّذِينَ يَخْشَوْنَ رَبَّهُم بِالْغَيْبِ لَهُم مَّغْفِرَةٌ وَأَجْرٌ كَبِيرٌ
İnnellezîne yahşevne rabbehum bil gaybi lehum magfiratun ve ecrun kebîr
Mülk 67/13 Sözünüzü ister gizleyin, ister açığa vurun. innehu alîmun bi zâtis sudûr=Şüphesiz O, sinelerin özünde saklı duranı bilendir.
وَأَسِرُّوا قَوْلَكُمْ أَوِ اجْهَرُوا بِهِ إِنَّهُ عَلِيمٌ بِذَاتِ الصُّدُورِ
Ve esirrû kavlekum evicherû bihî, innehu alîmun bi zâtis sudûr
Mülk 67/14 Yaratan bilmez mi? Ve O,Latif en ince işleri görüp bilmektedir Her şeyin iç yüzünü tüm ayrıntısıyla haberdardır
أَلَا يَعْلَمُ مَنْ خَلَقَ وَهُوَ اللَّطِيفُ الْخَبِيرُ
E lâ ya’lemu men halaka, ve huvel latîful habîr
Mülk 67/15 Sizin için, yeryüzüne boyun eğdiren O'dur. Şu halde onun omuzlarında yürüyün ve O'nun rızkından yiyin. Sonunda gidiş O'nadır.
هُوَ الَّذِي جَعَلَ لَكُمُ الْأَرْضَ ذَلُولًا فَامْشُوا فِي مَنَاكِبِهَا وَكُلُوا مِن رِّزْقِهِ وَإِلَيْهِ النُّشُورُ
Huvellezî ceale lekumul arda zelûlen femşû fî menâkibihâ ve kulû min rızkıhî, ve ileyhin nuşûr
Mülk 67/16 Göktekinin sizi yere geçirmeyeceğinden emin mi oldunuz? bir de bakarsınız yeryüzü şiddetle çalkalanıyor.
أَأَمِنتُم مَّن فِي السَّمَاء أَن يَخْسِفَ بِكُمُ الأَرْضَ فَإِذَا هِيَ تَمُورُ
E emintum men fîs semâi en yahsife bikumul arda fe izâ hiye temûr
Mülk 67/17 Yoksa siz, gökte olanın üzerinize taş yağdıran bir kasırga göndermeyeceğinden emin misiniz? uyarım nasılmış, yakında bileceksiniz.
أَمْ أَمِنتُم مَّن فِي السَّمَاء أَن يُرْسِلَ عَلَيْكُمْ حَاصِبًا فَسَتَعْلَمُونَ كَيْفَ نَذِيرِ
Em emintum men fîs semâi en yursile aleykum hâsıbâ(hâsiben) fe se ta’lemûne keyfe nezîr
Mülk 67/18 And olsun ki, bunlardan öncekiler de yalanlamışlardı. Beni inkar etmek nasılmış?
وَلَقَدْ كَذَّبَ الَّذِينَ مِن قَبْلِهِمْ فَكَيْفَ كَانَ نَكِيرِ
Ve lekad kezzebellezîne min kablihim fe keyfe kâne nekîr
Mülk 67/19 Üstlerinde sıra sıra süzülerek kanat çırparak uçan kuşlara bakmazlar mı? Onları ancak Rahmân tutuyor. Şüphesiz O, her şeyi hakkıyla görendir.
أَوَلَمْ يَرَوْا إِلَى الطَّيْرِ فَوْقَهُمْ صَافَّاتٍ وَيَقْبِضْنَ مَا يُمْسِكُهُنَّ إِلَّا الرَّحْمَنُ إِنَّهُ بِكُلِّ شَيْءٍ بَصِيرٌ
E ve lem yerav ilât tayri fevkahum sâffâtin ve yakbıdne, mâ yumsikuhunne illâr rahmân(rahmânu), innehu bi kulli şey’in basîr
Mülk 67/20 Rahman olan Allah’a karşı şu size yardım edecek askerleriniz hani kimlerdir?İnkârcılar ancak bir aldanış içindedirler
أَمَّنْ هَذَا الَّذِي هُوَ جُندٌ لَّكُمْ يَنصُرُكُم مِّن دُونِ الرَّحْمَنِ إِنِ الْكَافِرُونَ إِلَّا فِي غُرُورٍ
Em men hâzâllezî huve cundun lekum yansurukum min dûnir rahmân(rahmâni), inil kâfirûne illâ fî gurûr
Mülk 67/21 Ya da O rızkınızı keserse, kimdir şu sizlere rızık verecek olan? Hayır bir azgınlık ve nefret içinde inadına dalmışlar!
أَمَّنْ هَذَا الَّذِي يَرْزُقُكُمْ إِنْ أَمْسَكَ رِزْقَهُ بَل لَّجُّوا فِي عُتُوٍّ وَنُفُورٍ
Em men hâzâllezî yerzukukum in emseke rızkahu, bel leccû fî utuvvin ve nufûr
Mülk 67/22 Yüzüstü kapanarak sürünen mi daha doğru gidebilir, yoksa seviyyen alâ sırâtın mustakîm dosdoğru yolda düzgün bir şekilde yürüyen mi?
أَفَمَن يَمْشِي مُكِبًّا عَلَى وَجْهِهِ أَهْدَى أَمَّن يَمْشِي سَوِيًّا عَلَى صِرَاطٍ مُّسْتَقِيمٍ
E fe men yemşî mukibben alâ vechihî ehdâ em men yemşî seviyyen alâ sırâtın mustakîm
Mülk 67/23 De ki: "Sizi inşa eden (yaratan), size kulak, gözler ve gönüller veren O'dur. Ne az şükrediyorsunuz?"
قُلْ هُوَ الَّذِي أَنشَأَكُمْ وَجَعَلَ لَكُمُ السَّمْعَ وَالْأَبْصَارَ وَالْأَفْئِدَةَ قَلِيلًا مَّا تَشْكُرُونَ
Kul huvellezî enşeekum ve ceale lekumus sem’a vel ebsâra vel ef’idete, kalîlen mâ teşkurûn
Mülk 67/24 De ki: “Sizi yeryüzünde çoğaltıp yayan O'dur, ancak O'nun huzuruna gelip toplanacaksınız.”
قُلْ هُوَ الَّذِي ذَرَأَكُمْ فِي الْأَرْضِ وَإِلَيْهِ تُحْشَرُونَ
Kul huvellezî zeraekum fîl ardı ve ileyhi tuhşerûn
Mülk 67/25 Doğru iseniz bu tehdit ne zaman olacak?» diyorlar
وَيَقُولُونَ مَتَى هَذَا الْوَعْدُ إِن كُنتُمْ صَادِقِينَ
Ve yekûlûne metâ hâzâl va’du in kuntum sâdikîn
Mülk 67/26 De ki: “O bilgi, ancak Allah katındadır. Ben ise sadece apaçık bir uyarıcıyım.”
قُلْ إِنَّمَا الْعِلْمُ عِندَ اللَّهِ وَإِنَّمَا أَنَا نَذِيرٌ مُّبِينٌ
Kul innemâl ilmu indallâhi ve innemâ ene nezîrun mubîn
Mülk 67/27 Derken vaktı gelip de onu yakından gördüklerinde o küfredenlerin yüzleri kötüleşiverdi. Ve denildi ki işte, o sizin kendilerine da'vet edip durduğunuz budur
فَلَمَّا رَأَوْهُ زُلْفَةً سِيئَتْ وُجُوهُ الَّذِينَ كَفَرُوا وَقِيلَ هَذَا الَّذِي كُنتُم بِهِ تَدَّعُونَ
Fe lemmâ raevhu zulfeten sîet vucûhullezîne keferû ve kîle hâzâllezî kuntum bihî teddeûn
Mülk 67/28 De ki: Gördünüz mü? Allah beni ve beraberimdekileri helâk etse yâhud bize merhamet buyursa iki takdirde de kâfirleri elîm bir azâbdan kurtaracak kimdir?
قُلْ أَرَأَيْتُمْ إِنْ أَهْلَكَنِيَ اللَّهُ وَمَن مَّعِيَ أَوْ رَحِمَنَا فَمَن يُجِيرُ الْكَافِرِينَ مِنْ عَذَابٍ أَلِيمٍ
Kul e raeytum in ehlekeniyallâhu ve men maıye ev rahımenâ fe men yucîrul kâfirîne min azâbin elîm
Mülk 67/29 De ki: “O, Rahmân’dır.=her yeri saran,sınırsız rahmet Sahibidir O’na iman ettik, yalnızca O’na tevekkül ettik. Siz, kimin apaçık bir sapıklık içinde olduğunu yakında öğreneceksiniz!”
قُلْ هُوَ الرَّحْمَنُ آمَنَّا بِهِ وَعَلَيْهِ تَوَكَّلْنَا فَسَتَعْلَمُونَ مَنْ هُوَ فِي ضَلَالٍ مُّبِينٍ
Kul huver rahmânu âmennâ bihî ve aleyhi tevekkelnâ, fe se ta’lemûne men huve fî dalâlin mubîn
Mülk 67/30 De ki: “Söyleyin bakalım: Suyunuz çekiliverse, size kim temiz bir kaynak suları getirir?”
قُلْ أَرَأَيْتُمْ إِنْ أَصْبَحَ مَاؤُكُمْ غَوْرًا فَمَن يَأْتِيكُم بِمَاء مَّعِينٍ
Kul e raeytum in asbaha mâukum gavran fe men ye’tîkum bi mâin maîn
Hiç yorum yok:
Yorum Gönder