Bu Blogda Ara

1 Aralık 2017 Cuma

37-SAFFAT


Kur'an'daki Sırası :37
Nüzul Sırası : 56
Toplam Ayet Sayısı : 182

İndiği dönem :En‘âm sûresinden sonra, Lokman sûresinden önce Mekke dönemi sonlarına doğru inmiştir. Mekke döneminde inmiştir.

Sure adı :İlk âyette geçen “es-Sâffât” kelimesinden almıştır. Sâffât, sıra sıra dizilenler, saf saf duranlar demektir. Bu kelime sıraya dizenleri ve “sıraya dizilenleri” bir bütünü oluşturan parçaların yan yana dizilmesi” anlamına gelir. Sâffât” sürmek ve teşvik etmek mânâsına da gelir..Bu surede Allah'a ibadetten ayrılmayan,meleklerden oluşan "yüce topluluğu" hatırlattığı ve O, yüce topluluğun mükellef oldukları vazifeleri açıkladığı için bu sûreye "Sâffât Sûresi" adı verildi:Saffat suresinin son ayetleri Her kuranı okuduktan sonra okunan dualardan olduğu için Halk arasında “Sübhâne rabbike amme yesifun sureside olarakta bilinir. Sûrede başlıca, meleklerden, cinlerden, kıyamet ve ahiret olaylarından söz edilmekte; Nûh, İbrahim, İsmail, İshak, Mûsâ, Hârun, İlyas, Lût ve Yûnus Peygamberlerin kıssalarına yer verilmektedir.

23.Cüz

Rahman ve Rahim Olan Allah Adıyla 

Saffat 37/ 1 O, saf bağlayıp duranlara.yemin olsun!
وَالصَّافَّاتِ صَفًّا
Ves sâffati saffâ

Saffat 37/2 Sürükleyip götüren, vazgeçirip alıkoyanlara.
فَالزَّاجِرَاتِ زَجْرًا
Fez zâcirâti zecrâ
zecra : Kur'an'ın indiği dönemde Zecr kelimesi Araplar,çobanlık ettiği develerine bağırarak sürüp götürken ,yöneten müdafa etmek için teşvik edip dürtmesi ile sesi duyan develer döndüğünden anlamda ifade edilmiş.Sonra bu insan için kullanılınca da vazgeçirmek, alıkoymak anlamlarına gelmiş.İnsanlığı gelişime ve geleceğe doğru sürüp götürmesi, kötülüklerden alıkoyması ifade edilmektedir.Buna kelimelerin etimolojisi denir kur'an'ın böyle bir metodu vardır.Önceleri dini anlamda kullanılmayan bazı kelimeleri güncelliyerek çok kapsamlı bir anlama bürüyerek konuları carpıcı bir şekilde daha iyi anlaşılmasını sağlar.
Saffat 37/ 3 Ve Zikir /hatırlayarak tilâvet edenlere
فَالتَّالِيَاتِ ذِكْرًا
Fet tâliyâti zikrâ
Zikir; Hatırlama, bir şeyi zihinde hazır etme,anma,hatırlatma,bir şeyi dile getirme, demektir.Kur'anın bir sıfatıda budur.
Tâliyât: :yan yana dizmek anlamındadır Tilavetteki bir  özelliğini ifade eder Tilavetin anlamını hatırlayalım  dilin okuması ve mecazen de  amellere aksetmesi beden dili ile Kuran'ın hükmü, tilavet etme. bilgiyi hayata aktarma gereğini yapma, takip etmek nakletme, lafızları arka arkaya dizmek, tekrar etmek, anlamlarına gelmektedir.sesli telaffuzudur
Saffat 37/4 Muhakkak ki sizin İlâhınız, El-Vahid'dir tek'tir ortağı olmayandır
إِنَّ إِلَهَكُمْ لَوَاحِدٌ
İnne ilâhekum le vâhıdun.
El vahid :tek'liği ve birliğini ifade eder bölünemez ,parçalara ayrılamaz sonsuz tek'tir ortağı olmayandır
Saffat 37/ 5 Göklerin, yerin ve ikisi arasında bulunanların Rabbi'dir,/Sahibidir doğuların da Rabbi' dir.
رَبُّ السَّمَاوَاتِ وَالْأَرْضِ وَمَا بَيْنَهُمَا وَرَبُّ الْمَشَارِقِ
Rabbüs semavati vel erdi ve ma beynehüma ve rabbül meşarık
Saffat 37/ 6  Şüphe yok ki biz, yakın göğü ziynetlerle bezedik.
إِنَّا زَيَّنَّا السَّمَاء الدُّنْيَا بِزِينَةٍ الْكَوَاكِبِ
İnnâ zeyyennâs semâed dunyâ bi zîynetinil kevâkib
Saffat 37/ 7 Onu itaatten çıkan her şeytandan koruduk.
وَحِفْظًا مِّن كُلِّ شَيْطَانٍ مَّارِدٍ
Ve hıfzan min kulli şeytânin mârid
Saffat 37/ 8 Onlar Mele-i A’lâ’yı dinleyemez; her taraftan taşlanırlar.
لَا يَسَّمَّعُونَ إِلَى الْمَلَإِ الْأَعْلَى وَيُقْذَفُونَ مِن كُلِّ جَانِبٍ
Lâ yessemmeûne ilâl meleil a’lâ ve yukzefûne min kulli cânib
 Mele-i A’lâ’ Yani mele-i Ala Allah’ın yarattığı çelişkisiz evren ile Allah’ın gönderdiği çelişkisiz vahyi bilgilerdir.Yaratılan evren ile gönderilen vahiyler arasında tam bir uyumluluk olduğunu Gözünü dört açan hiçbir insanı gerek evren ve gerekse de gönderilen vahiyler konusunda çarpıtma yapan müşriklerin cinlerin şeytanların asla onlara müdahelesi olamayacağı, Allah bize anlatmaktadır.Mele-i Ala , gökyüzünde özellikle de şeytanlardan korunmuş bir bölgededir. Levh-i Mahfuz da Mele -i Ala gibi şeytanlardan korunmuş bu bölgede yani bizlerin ve cinlerin asla ulaşamayacağı temsili olarak bildirmektedir
Saffat 37/ 9   Kovulup atılırlar. Ve onlar için sürekli bir azap vardır.
دُحُورًا وَلَهُمْ عَذَابٌ وَاصِبٌ
Duhûran ve lehum azâbun vâsibun.
Saffat 37/ 10  Ancak onlardan söz kapan olur. Onu da kayıp giden yakıcı bir alev onu takip eder
إِلَّا مَنْ خَطِفَ الْخَطْفَةَ فَأَتْبَعَهُ شِهَابٌ ثَاقِبٌ
İllâ men hatıfel hatfete fe etbeahu şihâbun sâkibun.
Saffat 37/ 11  Onlara sor: Yaratılış bakımından kendileri mi daha kuvvetli, yoksa bizim yarattıklarımız mı? Biz onları özlü ve yapışkan bir çamurdan yarattık.
فَاسْتَفْتِهِمْ أَهُمْ أَشَدُّ خَلْقًا أَم مَّنْ خَلَقْنَا إِنَّا خَلَقْنَاهُم مِّن طِينٍ لَّازِبٍ
Festeftihim e hum eşeddu halkan em men halaknâ, innâ halaknâhum min tînin lâzibin.
Saffat 37/ 12 Fakat sen hayrettesin, onlar alay ediyorlar.
بَلْ عَجِبْتَ وَيَسْخَرُونَ
Bel acibte ve yesharûn
Saffat 37/ 13 Kendilerine  zikir hatırlatıldığı, zaman tezekkür etmezler
وَإِذَا ذُكِّرُوا لَا يَذْكُرُونَ
Ve izâ zukkirû lâ yezkurûn
Saffat 37/ 14  Bir mucize/ayet gördükleri zaman onu alaya alıyorlar.
وَإِذَا رَأَوْا آيَةً يَسْتَسْخِرُونَ
Ve izâ raev âyeten yesteshırûn
Saffat 37/ 15 Ve derler ki: Bu, ancak apaçık bir sihirden başka bir şey değil.
وَقَالُوا إِنْ هَذَا إِلَّا سِحْرٌ مُّبِينٌ
Ve kâlû in hâzâ illâ sihrun mubîn
Saffat 37/ 16 Gerçekten biz, ölüp bir toprak ve kemik yığını hâline geldikten sonra mı, biz mi tekrar diriltileceğiz?
أَئِذَا مِتْنَا وَكُنَّا تُرَابًا وَعِظَامًا أَئِنَّا لَمَبْعُوثُونَ
E izâ mitnâ ve kunnâ turâben ve izâmen e innâ le meb’ûsûn
Saffat 37/ 17 Önceden gelip geçmiş büyüklerimiz de mi ?”
أَوَآبَاؤُنَا الْأَوَّلُونَ
E ve âbâunel evvelûn
Saffat 37/ 18 De ki: “Neam/Evet, hem de siz aşağılanmış kimseler olarak
قُلْ نَعَمْ وَأَنتُمْ دَاخِرُونَ
Kul neam ve entum dâhırûn
Saffat 37/ 19  O sadece bir tek sayha'dan ibarettir. Onlar işte o zaman bakıp kalırlar.
فَإِنَّمَا هِيَ زَجْرَةٌ وَاحِدَةٌ فَإِذَا هُمْ يَنظُرُونَ
Fe innemâ hiye zecratun vâhıdetun fe izâ hum yenzurûn
Saffat 37/ 20 Ve derler ki: Yâ veylenâ “Yazıklar olsun bize. İşte din günü, bu gündür.”
وَقَالُوا يَا وَيْلَنَا هَذَا يَوْمُ الدِّينِ
Ve kâlû yâ veylenâ hâzâ yevmud dîn
Saffat 37/ 21 'İşte bu yalanlamakta olduğunuz ayırma günüdür.'
هَذَا يَوْمُ الْفَصْلِ الَّذِي كُنتُمْ بِهِ تُكَذِّبُونَ
Hâzâ yevmul faslillezî kuntum bihî tukezzibûn
Saffat 37/ 22  Zalimleri, onların eşlerini ve kulluk ettiklerini toplayın.
احْشُرُوا الَّذِينَ ظَلَمُوا وَأَزْوَاجَهُمْ وَمَا كَانُوا يَعْبُدُونَ
Uhşurûllezîne zalemû ve ezvâcehum ve mâ kânû ya’budûn
Saffat 37/ 23 Allah'tan başka ne kadar taptıkları hepsiyle birlikte sırâtıl cahîme/cehennem yoluna ulaştırın
مِن دُونِ اللَّهِ فَاهْدُوهُمْ إِلَى صِرَاطِ الْجَحِيمِ
Min dûnillâhi fehdûhum ilâ sırâtıl cahîm
Saffat 37/ 24  'Durdurun onları. Sorguya çekilecekler.
وَقِفُوهُمْ إِنَّهُم مَّسْئُولُونَ
Vakıfûhum innehum mes’ûlûn
Saffat 37/ 25 Size ne oldu ki birbirinize yardım etmiyorsunuz?
مَا لَكُمْ لَا تَنَاصَرُونَ
Mâ lekum lâ tenâsarûn
Saffat 37/ 26  Hayır, onlar bugün tam bir teslimiyet gösterirler.
بَلْ هُمُ الْيَوْمَ مُسْتَسْلِمُونَ
Bel humul yevme musteslimûn
Saffat 37/ 27  Birbirlerine yönelip sorarlar
وَأَقْبَلَ بَعْضُهُمْ عَلَى بَعْضٍ يَتَسَاءلُونَ
Ve akbele ba’duhum alâ ba’dın yetesâelûn
Saffat 37/ 28 Derler ki: 'Doğrusu siz bize sağdan geliyordunuz.
قَالُوا إِنَّكُمْ كُنتُمْ تَأْتُونَنَا عَنِ الْيَمِينِ
Kâlû innekum kuntum te’tûnenâ anil yemîn
Saffat 37/ 29  'Hayır siz zaten mü'minler / inanmış kimseler değildiniz.
قَالُوا بَل لَّمْ تَكُونُوا مُؤْمِنِينَ
Kâlû bel lem tekûnû mu’minîn
Saffat 37/ 30 “Bizim, sizin üzerinizde hiçbir hâkimiyetimiz yoktu. Hatta siz azgın bir kavimdiniz.
وَمَا كَانَ لَنَا عَلَيْكُم مِّن سُلْطَانٍ بَلْ كُنتُمْ قَوْمًا طَاغِينَ
Ve mâ kâne lenâ aleykum min sultânin, bel kuntum kavmen tâgîn
Saffat 37/ 31 Böylece Rabbimizin sözü üzerimize hak oldu. Biz onu mutlaka tadacağız
فَحَقَّ عَلَيْنَا قَوْلُ رَبِّنَا إِنَّا لَذَائِقُونَ
Fe hakka aleynâ kavlu rabbinâ innâ le zâıkûn
Saffat 37/ 32 Evet, biz sizi saptırdık. Çünkü biz de sapkın kimselerdik.”
فَأَغْوَيْنَاكُمْ إِنَّا كُنَّا غَاوِينَ
Fe agveynâkum innâ kunnâ gâvîn
Saffat 37/ 33 Artık o gün onlar azapta ortaktırlar.
فَإِنَّهُمْ يَوْمَئِذٍ فِي الْعَذَابِ مُشْتَرِكُونَ
Fe innehum yevme izin fîl azâbi muşterikûn
Saffat 37/ 34 İşte biz mucrimlere böyle yaparız.
إِنَّا كَذَلِكَ نَفْعَلُ بِالْمُجْرِمِينَ
İnnâ kezâlike nef’alu bil mucrimîn
Saffat 37/ 35 Onlara, lâ ilâhe illâllâh “Allah’tan başka hiçbir ilâh yoktur” denildiği zaman,onlar mutlaka kibirleniyorlardı.
إِنَّهُمْ كَانُوا إِذَا قِيلَ لَهُمْ لَا إِلَهَ إِلَّا اللَّهُ يَسْتَكْبِرُونَ
İnnehum kânû izâ kîle lehum lâ ilâhe illâllâhu yestekbirûn
Saffat 37/ 36 Ve derlerdi ki: "Biz, Mecnun bir şair için mi  ilahlarımızı terk edeceğiz?"
وَيَقُولُونَ أَئِنَّا لَتَارِكُوا آلِهَتِنَا لِشَاعِرٍ مَّجْنُونٍ
Ve yekûlûne e innâ le târikû âlihetinâ li şâirin mecnûn
Saffat 37/ 37 Hayır! Bilakis o, hakikati getirmiş ve elçileri tasdik etmiştir.
بَلْ جَاء بِالْحَقِّ وَصَدَّقَ الْمُرْسَلِينَ
Bel câe bil hakkı ve saddakal murselîn
Saffat 37/ 38 Şüphesiz siz mutlaka elim dolu azabı tadacaksınız.
إِنَّكُمْ لَذَائِقُو الْعَذَابِ الْأَلِيمِ
İnnekum le zâikûl azâbil elîm
Saffat 37/ 39 Siz yaptıklarınızdan başkasıyla cezalandırılmazsınız.
وَمَا تُجْزَوْنَ إِلَّا مَا كُنتُمْ تَعْمَلُونَ
Ve mâ tuczevne illâ mâ kuntum ta’melûn
Saffat 37/40  Allah’ın muhlis kulları hariç.
إِلَّا عِبَادَ اللَّهِ الْمُخْلَصِينَ
İllâ ibâdallâhil muhlasîn
 Saffat 37/41 İşte onlar için bilinen bir rızık vardır.
أُوْلَئِكَ لَهُمْ رِزْقٌ مَّعْلُومٌ
Ulâike lehum rızkun ma’lûm
Saffat 37/42 Ve meyveler, onlar için, ikram olunanlardır.
فَوَاكِهُ وَهُم مُّكْرَمُونَ
Fevâkihu, ve hum mukramûn
Saffat 37/43 Onlar Naîm cennetlerindedirler.
ي جَنَّاتِ النَّعِيمِ
Fî cennâtin naîm
Saffat 37/44  Tahtlar üzerinde birbirlerine karşı
عَلَى سُرُرٍ مُّتَقَابِلِينَ
Alâ sururin mutekâbilîn
Saffat 37/45  Kaynaktan doldurulmuş kadehlerle etraflarında dolaşılır.
يُطَافُ عَلَيْهِم بِكَأْسٍ مِن مَّعِينٍ
Yutâfu aleyhim bi ke’sin min maîn
Saffat 37/46 Berrak, Bembeyaz içenler için lezzetli..
بَيْضَاء لَذَّةٍ لِّلشَّارِبِينَ
Beydâe lezzetin liş şâribîn
Saffat 37/47  Onda ne bir sersemletme vardır ne de ondan dolayı sarhoş olurlar.
لَا فِيهَا غَوْلٌ وَلَا هُمْ عَنْهَا يُنزَفُونَ
Lâ fîhâ gavlun ve lâ hum anhâ yunzefûn
Saffat 37/48 Yanlarında bakışlarını yalnızca kendilerine saklayan iri gözlü kadınla vardır.
وَعِنْدَهُمْ قَاصِرَاتُ الطَّرْفِ عِينٌ
Ve indehum kâsırâtut tarfı în
Saffat 37/49  Onlar adeta gün yüzüne çıkmamış yumurtalar gibidirler.
كَأَنَّهُنَّ بَيْضٌ مَّكْنُونٌ
Ke enne hunne beydun meknûn
Saffat 37/50 Derken birbirlerine yönelip sorarlar.
فَأَقْبَلَ بَعْضُهُمْ عَلَى بَعْضٍ يَتَسَاءلُونَ
Fe akbele ba’duhum alâ ba’dın yetesâelûn
Saffat 37/51: “ İçlerinden biri der ki: 'Benim bir yakınım vardı.
قَالَ قَائِلٌ مِّنْهُمْ إِنِّي كَانَ لِي قَرِينٌ
Kâle kâilun minhum innî kâne lî karîn
Saffat 37/52 Sen de tasdik edenlerden misin?” derdi.
يَقُولُ أَئِنَّكَ لَمِنْ الْمُصَدِّقِينَ
Yekûlu e inneke le minel musaddikîn
Saffat 37/53 “Gerçekten biz, ölüp bir toprak ve kemik yığını hâline geldikten sonra mı, biz mi hesaba çekileceğiz?”
أَئِذَا مِتْنَا وَكُنَّا تُرَابًا وَعِظَامًا أَئِنَّا لَمَدِينُونَ
E izâ mitnâ ve kunnâ turâben ve izâmen e innâ le medînûn
Saffat 37/54 Der ki: Bakmak ister misiniz ?
قَالَ هَلْ أَنتُم مُّطَّلِعُونَ
Kâle hel entum muttaliûn
Saffat 37/55 Derken bakmış, onu cehennemin ortasında görmüş.
فَاطَّلَعَ فَرَآهُ فِي سَوَاء الْجَحِيمِ
Fettalea fe raâhu fî sevâil cahîm
Saffat 37/56 Der ki; Vallahi sen az daha beni de helak edecektin.
قَالَ تَاللَّهِ إِنْ كِدتَّ لَتُرْدِينِ
Kâle tallâhi in kidte le turdîn
Saffat 37/57 Rabbimin nimeti olmasaydı, mutlaka ben de cehenneme hazır bulundurulanlardan olurdum.
وَلَوْلَا نِعْمَةُ رَبِّي لَكُنتُ مِنَ الْمُحْضَرِينَ
Ve lev lâ ni’metu rabbî le kuntu minel muhdarîn
Saffat 37/58 Biz, bir daha ölmeyeceğiz değil mi?
أَفَمَا نَحْنُ بِمَيِّتِينَ
E fe mâ nahnu bi meyyitîn
Saffat 37/59  İlk ölümümüzden başka?  azap görecek olanlar değilmiymişiz?'
إِلَّا مَوْتَتَنَا الْأُولَى وَمَا نَحْنُ بِمُعَذَّبِينَ
İllâ mevtetenâl ûlâ ve mâ nahnu bi muazzebîn
Saffat 37/60 Şüphe yok ki, bu, fevzül azîm,/ en büyük kurtuluştur.
إِنَّ هَذَا لَهُوَ الْفَوْزُ الْعَظِيمُ
İnne hâzâ le huvel fevzul azîm
Saffat 37/61 Çalışanlar bunun için ,çalışsınlar!
لِمِثْلِ هَذَا فَلْيَعْمَلْ الْعَامِلُونَ
Li misli hâzâ felya’melil âmilûn
Saffat 37/62 Ağırlanma olarak bu mu daha hayırlıdır yoksa zakkum ağacı mı?
أَذَلِكَ خَيْرٌ نُّزُلًا أَمْ شَجَرَةُ الزَّقُّومِ
E zâlike hayrun nuzulen em şeceratuz zakkûm
Saffat 37/63 Şüphesiz biz onu zalimler için bir fitne kıldık.
إِنَّا جَعَلْنَاهَا فِتْنَةً لِّلظَّالِمِينَ
İnnâ cealnâhâ fitneten liz zâlimîn
Saffat 37/64 O cehennemin dibinden çıkan bir ağaçtır.
إِنَّهَا شَجَرَةٌ تَخْرُجُ فِي أَصْلِ الْجَحِيمِ
İnnehâ şeceratun tahrucu fî aslil cahîm
Saffat 37/65  Meyveleri şeytanların başı gibi.
طَلْعُهَا كَأَنَّهُ رُؤُوسُ الشَّيَاطِينِ
Tal’uhâ ke ennehu ruûsuş şeyâtîn
Saffat 37/66  Muhakkak ki ondan yiyecekler ve onunla karınlarını dolduracaklardır.
فَإِنَّهُمْ لَآكِلُونَ مِنْهَا فَمَالِؤُونَ مِنْهَا الْبُطُونَ
Fe innehum le âkilûne minhâ fe mâliûne minhâl butûn
Saffat 37/67 Sonra onlar için bunun üstüne kaynar sudan= hamim'den karışık bir içecek vardır.
ثُمَّ إِنَّ لَهُمْ عَلَيْهَا لَشَوْبًا مِّنْ حَمِيمٍ
Summe inne lehum aleyhâ le şevben min hamîm
Saffat 37/68 Sonra onların dönüşleri kesinlikle cahîme=alevli ateşe olacaktır
ثُمَّ إِنَّ مَرْجِعَهُمْ لَإِلَى الْجَحِيمِ
Summe inne merciahum le ilâl cahîm
Saffat 37/69 Çünkü onlar babalarını dalâlette buldular.
إِنَّهُمْ أَلْفَوْا آبَاءهُمْ ضَالِّينَ
İnnehum elfev âbâehum dâllîne.
Saffat 37/70  Kendileri de, onların izleri üzerinde koşuyorlar
فَهُمْ عَلَى آثَارِهِمْ يُهْرَعُونَ
Fe hum alâ âsârihim yuhraûn
Saffat 37/71 Andolsun, onlardan önce, evvelkilerin çoğu da sapmıştı.
وَلَقَدْ ضَلَّ قَبْلَهُمْ أَكْثَرُ الْأَوَّلِينَ
Ve lekad dalle kablehum ekserul evvelîn
Saffat 37/72 Andolsun, biz onlara da nezirler göndermiştik.
وَلَقَدْ أَرْسَلْنَا فِيهِم مُّنذِرِينَ
Ve lekad erselnâ fî him munzirîn
Saffat 37/73 Bak, uyarılanların akibeti nasıl oldu!
فَانظُرْ كَيْفَ كَانَ عَاقِبَةُ الْمُنذَرِينَ
Fanzur keyfe kâne âkibetul munzerîn
Saffat 37/74  Ancak Allah'ın ihlaslı kulları müstesna.
إِلَّا عِبَادَ اللَّهِ الْمُخْلَصِينَ
İllâ ibâdallâhil muhlasîn
Saffat 37/75 Andolsun, Nûh bize nida edip seslenmişti. Biz ne güzel cevap vereniz!
وَلَقَدْ نَادَانَا نُوحٌ فَلَنِعْمَ الْمُجِيبُونَ
Ve lekad nâdânâ nûhun fe le ni’mel mucîbûn
Saffat 37/76 Onu ve ailesini o büyük sıkıntıdan kurtardık.
وَنَجَّيْنَاهُ وَأَهْلَهُ مِنَ الْكَرْبِ الْعَظِيمِ
Ve necceynâhu ve ehlehu minel kerbil azîm
Saffat 37/77 Sadece Onun neslini yeryüzünde kalanlar kıldık.
وَجَعَلْنَا ذُرِّيَّتَهُ هُمْ الْبَاقِينَ
Ve cealnâ zurriyyetehu humul bâkîn
Saffat 37/78 Sonradan gelenler arasında ona güzel bir ad bıraktık.
وَتَرَكْنَا عَلَيْهِ فِي الْآخِرِينَ
Ve teraknâ aleyhi fîl âhirîn
Saffat 37/79 Âlemler içinde Nûh’a selâm olsun!
سَلَامٌ عَلَى نُوحٍ فِي الْعَالَمِينَ
Selamün ala nuhin fil alemın
Saffat 37/80 İşte biz Muhsinleri böyle mükâfatlandırırız.
إِنَّا كَذَلِكَ نَجْزِي الْمُحْسِنِينَ
İnnâ kezâlike neczîl muhsinîn
Saffat 37/81  Şüphesiz o, bizim mü'min olan kullarımızdandı.
إِنَّهُ مِنْ عِبَادِنَا الْمُؤْمِنِينَ
İnnehu min ibâdinâl mu’minîn
Saffat 37/82 Sonra diğerlerini boğduk.
ثُمَّ أَغْرَقْنَا الْآخَرِينَ
Summe agraknâl âharîn
Saffat 37/83 Muhakkak ki İbrahim de onun yolunda olanlardandı.
وَإِنَّ مِن شِيعَتِهِ لَإِبْرَاهِيمَ
Ve inne min şîatihî le ibrâhîm
Saffat 37/84 Hani o, Rabbine selim bir kalp ile gelmişti.
إِذْ جَاء رَبَّهُ بِقَلْبٍ سَلِيمٍ
İz câe rabbehu bi kalbin selîm
Saffat 37/85 O babasına ve kavmine şöyle demişti: 'Siz neye kulluk yapıyorsunuz?
إِذْ قَالَ لِأَبِيهِ وَقَوْمِهِ مَاذَا تَعْبُدُونَ
İz kâle li ebîhi ve kavmihî mâzâ ta’budûn
Saffat 37/86  Allah'ı bırakıp düzmece ilâhlar mı istiyorsunuz?
أَئِفْكًا آلِهَةً دُونَ اللَّهِ تُرِيدُونَ
E ifken âliheten dûnallâhi turîdûn
Saffat 37/87 "Alemlerin Rabbi hakkındaki zannınız nedir?"
فَمَا ظَنُّكُم بِرَبِّ الْعَالَمِينَ
Fe mâ zannukum bi rabbil âlemîn
Saffat 37/88  Derken yıldızlara bir göz attı,
فَنَظَرَ نَظْرَةً فِي النُّجُومِ
Fe nazara nazraten fîn nucûm
Saffat 37/89 Arkasından, “Ben hastayım” dedi.
فَقَالَ إِنِّي سَقِيمٌ
Fe kâle innî sakîm
Saffat 37/90 Bunun üzerine onlar arkalarını dönüp ondan uzaklaştılar.
فَتَوَلَّوْا عَنْهُ مُدْبِرِينَ
Fe tevellev anhu mudbirîn
Saffat 37/91 Bunun üzerine onların ilahlarına sokulup:yemiyor musunuz?' dedi
فَرَاغَ إِلَى آلِهَتِهِمْ فَقَالَ أَلَا تَأْكُلُونَ
Ferâga ilâ âlihetihim fe kâle e lâ te’kulûn
Saffat 37/92 "Size ne oluyor ki konuşmuyorsunuz?"
مَا لَكُمْ لَا تَنطِقُونَ
Mâ lekum lâ tentıkûn
Saffat 37/93 Derken onların üstüne yürüyüp sağ eliyle bir darbe indirince.
فَرَاغَ عَلَيْهِمْ ضَرْبًا بِالْيَمِينِ
Ferâga aleyhim darben bil yemîn
Saffat 37/94 Bunun üzerine Hepsi karşısına dikilmişlerdi.
فَأَقْبَلُوا إِلَيْهِ يَزِفُّونَ
Fe akbelû ileyhi yeziffûn
Saffat 37/95 Dedi ki; Yonttuğunuz şeylere mi ibadet edersiniz?
قَالَ أَتَعْبُدُونَ مَا تَنْحِتُونَ
Kâle e ta’budûne mâ tenhıtûn
Saffat 37/96 Oysa  Allah sizi de, yaptığınız şeyleri de yaratmıştır.”
وَاللَّهُ خَلَقَكُمْ وَمَا تَعْمَلُونَ
Vallâhu halakakum ve mâ ta’melûn
Saffat 37/97 Dediler ki: 'Onun için bir bina yapın da kendisini cahim'e= alevli ateşe atın.
قَالُوا ابْنُوا لَهُ بُنْيَانًا فَأَلْقُوهُ فِي الْجَحِيمِ
Kâlûbnû lehu bunyânen fe elkûhu fîl cahîm
Saffat 37/98 Böylece ona bir tuzak kurmak istediler. Biz de onları el -esfelîn en aşağılık kimseler kıldık.
فَأَرَادُوا بِهِ كَيْدًا فَجَعَلْنَاهُمُ الْأَسْفَلِينَ
Fe erâdû bihî keyden fe cealnâ humul esfelîn
Saffat 37/99 Dedi ki: 'Ben Rabbime gideceğim. O beni doğru yola iletecektir.
وَقَالَ إِنِّي ذَاهِبٌ إِلَى رَبِّي سَيَهْدِينِ
Ve kâle innî zâhibun ilâ rabbî se yehdîni.
yehdîni. hidayete erdirecek dilimizde ki anlamı doğru yola eriştirecek iki anlamda doğrudur.
Saffat 37/100 Ey Rabbim! Bana salihlerden bağışla.
رَبِّ هَبْ لِي مِنَ الصَّالِحِينَ
Rabbi heb lî mines sâlihîn
Saffat 37/101 Biz de onu halim bir çocukla müjdeledik.
فَبَشَّرْنَاهُ بِغُلَامٍ حَلِيمٍ
Fe beşşernâhu bi gulâmin halîm
Halim :El Halim Allah'ın mubarek isimlerinden dir İnsanlara tecellisi ise Hilm sahibi  hoşgörülü, yumuşak başlı ,öfkesini yutup, af eden , acele etmeyen , isyan etmeyen ,sabırlı gibi mizac varsa bu el halim olan Allah'ın insanlara tecellisi olduğundandır
Saffat 37/102 Babasıyla beraber yürüyüp gezecek çalışacak çağa erişince, Ey “oğlum! Rüyamda seni boğazladığımı görüyorum; Bak ne düşünürsün?' Dedi ki: 'Ey babacığım! Sen emrolunduğunu yap. İnşallah beni sabredenlerden bulacaksın. cevap verdi.
فَلَمَّا بَلَغَ مَعَهُ السَّعْيَ قَالَ يَا بُنَيَّ إِنِّي أَرَى فِي الْمَنَامِ أَنِّي أَذْبَحُكَ فَانظُرْ مَاذَا تَرَى قَالَ يَا أَبَتِ افْعَلْ مَا تُؤْمَرُ سَتَجِدُنِي إِن شَاء اللَّهُ مِنَ الصَّابِرِينَ
Fe lemmâ belega meahus sa’ye kâle yâ buneyye innî erâ fîl menâmi ennî ezbehuke fanzur mâzâ terâ, kâle yâ ebetif’al mâ tu’meru se tecidunî inşâallâhu mines sâbirîn
Saffat 37/103 Her ikisi de Allah'ın emrine teslim olunca, babası onu ,yere alnı üzerine yatırdı.
فَلَمَّا أَسْلَمَا وَتَلَّهُ لِلْجَبِينِ
Fe lemmâ eslemâ ve tellehu lil cebîn
Saffat 37/104  Ona şöyle nida ettik : 'Ey İbrahim!
وَنَادَيْنَاهُ أَنْ يَا إِبْرَاهِيمُ
Ve nâdeynâhu en yâ ibrâhîm
Saffat 37/105 Sen gerçekten doğruladın. İşte biz muhsinleri böyle mükâfatlandırırız.
قَدْ صَدَّقْتَ الرُّؤْيَا إِنَّا كَذَلِكَ نَجْزِي الْمُحْسِنِينَ
Kad saddakter ru’yâ, innâ kezâlike neczîl muhsinîn
Saffat 37/106 Şüphesiz bu apaçık bir imtihandır.”
إِنَّ هَذَا لَهُوَ الْبَلَاء الْمُبِينُ
İnne hâzâ le huvel belâul mubîn
Saffat 37/107 Biz ona fidye olarak zibhın azîm büyük bir kurbanlık verdik.
وَفَدَيْنَاهُ بِذِبْحٍ عَظِيمٍ
Ve fedeynâhu bi zibhın azîm
Saffat 37/108 Sonrakiler tarafından onun böyle hatırlanmasına bıraktık.
وَتَرَكْنَا عَلَيْهِ فِي الْآخِرِينَ
Ve teraknâ aleyhi fîl âhirîn
Saffat 37/109 İbrahim'e selam olsun.
سَلَامٌ عَلَى إِبْرَاهِيمَ
Selamün ala ibrahim
Saffat 37/110 İşte biz muhsinleri böyle mükafatlandırırız.
كَذَلِكَ نَجْزِي الْمُحْسِنِينَ
Kezalike neczil muhsinin
Saffat 37/111 Şüphesiz o, bizim mü'min olan kullarımızdandır.
إِنَّهُ مِنْ عِبَادِنَا الْمُؤْمِنِينَ
İnnehu min ibâdinâl mu’minîn
Saffat 37/112 Ve Biz, onu salihlerden bir Nebî olan İshak ile müjdeledik.
وَبَشَّرْنَاهُ بِإِسْحَقَ نَبِيًّا مِّنَ الصَّالِحِينَ
Ve beşşernâhu bi ishâka nebiyyen mines sâlihîn
Saffat 37/113 Ona ve İshak'a bereketler verdik. İkisinin soyundan, muhsin olan da var, kendine apaçık zulmedenler var
وَبَارَكْنَا عَلَيْهِ وَعَلَى إِسْحَقَ وَمِن ذُرِّيَّتِهِمَا مُحْسِنٌ وَظَالِمٌ لِّنَفْسِهِ مُبِينٌ
Ve bâraknâ aleyhi ve alâ ishâka, ve min zurriyyetihimâ muhsinun ve zâlimun li nefsihi mubîn
Saffat 37/114 And olsun biz Musa’ya da Harun’a da nimetler verdik.
وَلَقَدْ مَنَنَّا عَلَى مُوسَى وَهَارُونَ
Ve lekad menennâ alâ mûsâ ve hârûn
Saffat 37/115 Onları ve kavimlerini o büyük sıkıntıdan kurtardık.
وَنَجَّيْنَاهُمَا وَقَوْمَهُمَا مِنَ الْكَرْبِ الْعَظِيمِ
Ve necceynâ humâ ve kavme humâ minel kerbil azîm
Saffat 37/116 Ve Onlara yardım ettik de onlar galip gelenler oldular.
وَنَصَرْنَاهُمْ فَكَانُوا هُمُ الْغَالِبِينَ
Ve nasarnâhum fe kânû humul gâlibîn
Saffat 37/117 Onlara, apaçık ayırd eden kitabı verdik
وَآتَيْنَاهُمَا الْكِتَابَ الْمُسْتَبِينَ
Ve âteynâ humâl kitâbel mustebîn
Bu Kitap’tan kasıt Tevrat’tır
Saffat 37/118 Her ikisine de Sıratı Mustakîm'e doğru yola çıkardık
وَهَدَيْنَاهُمَا الصِّرَاطَ الْمُسْتَقِيمَ
Ve hedeynâ humâs sırâtal mustakîm
Saffat 37/119 Sonrakiler arasında onun böyle hatırlanmasına bıraktık.
وَتَرَكْنَا عَلَيْهِمَا فِي الْآخِرِينَ
Ve teraknâ aleyhimâ fîl âhirîn
Saffat 37/120 Musa'ya ve Harun'a selâm olsun.
سَلَامٌ عَلَى مُوسَى وَهَارُونَ
Selâmun alâ mûsâ ve hârûn(hârûne).
Saffat 37/121  İşte biz muhsinleri böyle mükâfatlandırırız.
إِنَّا كَذَلِكَ نَجْزِي الْمُحْسِنِينَ
İnnâ kezâlike neczîl muhsinîn(muhsinîne).
Saffat 37/122 Şüphesiz ikisi, bizim mü'min olan kullarımızdandılar.
إِنَّهُمَا مِنْ عِبَادِنَا الْمُؤْمِنِينَ
İnne humâ min ibâdinâl mu’minîn

Saffat 37/123 Şüphesiz İlyas da mürselînden idi.
وَإِنَّ إِلْيَاسَ لَمِنْ الْمُرْسَلِينَ
Ve inne ilyâse le minel murselîn
murselîn :Gönderilen demek elçilerin /rasul'un çoğul siğasıdır
Saffat 37/124 Kavmine: "Siz takva sahibi olmayacak mısınız?"
إِذْ قَالَ لِقَوْمِهِ أَلَا تَتَّقُونَ
İz kâle li kavmihî e lâ tettekûn
Saffat 37/125 “ Ba’le mi kulluk ediyorsunuz, Ve el hâlik Yaratanların En Güzeli’ni terk mi ediyorsunuz?”
أَتَدْعُونَ بَعْلًا وَتَذَرُونَ أَحْسَنَ الْخَالِقِينَ
E ted’ûne ba’len ve tezerûne ahsenel hâlikîn
Baal sahip, efendi, reis, koca anlamlarında kullanılır.Ba‘l,Fenikelilerin en büyük erkek tanrısı olarak tapılmıştır  Ba‘l putuna tapma sürecinin kısa hikayesi şudur: Kral Ahab bir adamın değerli arazisine el koydu. Hz. İlyas bu zulmekarşı çıktı. Kral “Sen benden yana değilsen ben de senden yana değilim” diyerek Allah’ı bırakıp komşu putperest kavmin putu Ba‘l’e tapmayı emretti. Sözün özü, bu ibretlik olay, aslında “menfaatlerine tapma”nın tipik bir örneği ile kinaye vardır.Yani ,sizi bu sanat eseri olan yontular cezp ediyorsa eğer, onların hammaddesini de, ustalarını da yaratan Sanatkarlar Sanatkarı Allah ne güne duruyor sorgusu vardır.
Saffat 37/126 “Allah ki, sizin de Rabbiniz, önceki büyüklerinizin de Rabbidir.
وَاللَّهَ رَبَّكُمْ وَرَبَّ آبَائِكُمُ الْأَوَّلِينَ
Allâhe rabbekum ve rabbe âbâikumul evvelîn
Saffat 37/127 Fakat onlar, onu yalanladılar. Bu yüzden onlar, gerçekten onlar hazır bulundurulacaklardır.
فَكَذَّبُوهُ فَإِنَّهُمْ لَمُحْضَرُونَ
Fe kezzebûhu fe inne hum le muhdarûn
Saffat 37/128 Ancak, Allah’ın muhsin olan kulları başka.
إِلَّا عِبَادَ اللَّهِ الْمُخْلَصِينَ
İllâ ibâdallâhil muhlasîn
Muhlasîn: Lafzen “saf, temiz, arı duru kılınan”, dahası “saf ve samimi bir inançla donanmış olan”.
 Aynı kökten muhlis; inanç ve itikadını cehalet ve bilinçsizliğe dayalı tüm batıl ve hurafeden arındıran   ve onun bu çabasını Allah’ın desteklediği kişi  anlamındadır.
Saffat 37/129 Sonra gelenler arasında bu halleriyle anıldı.
وَتَرَكْنَا عَلَيْهِ فِي الْآخِرِينَ
Ve teraknâ aleyhi fîl âhirîn
Saffat 37/130 İlyas’a selâm olsun.
سَلَامٌ عَلَى إِلْ يَاسِينَ
Selâmun alâ ilyâsîn
Saffat 37/131 Şüphesiz biz muhsinleri böyle mükâfatlandırırız.
إِنَّا كَذَلِكَ نَجْزِي الْمُحْسِنِينَ
İnnâ kezâlike neczîl muhsinîn
Saffat 37/132 Şüphesiz o, bizim mü'min olan kullarımızdandı.
إِنَّهُ مِنْ عِبَادِنَا الْمُؤْمِنِينَ
İnnehu min ibâdinâl mu’minîn
Saffat 37/133 Şüphesiz Lût da elçilerimizden biriydi.
وَإِنَّ لُوطًا لَّمِنَ الْمُرْسَلِينَ
Ve inne lûtan le minel murselîn
Saffat 37/134 Onu ve onun ailesini, hepsini kurtarmıştık.
إِذْ نَجَّيْنَاهُ وَأَهْلَهُ أَجْمَعِينَ
İz necceynâhu ve ehlehû ecmaîn
Saffat 37/135 Geri kalanların içindeki bir acuze kadın hariç.
إِلَّا عَجُوزًا فِي الْغَابِرِينَ
İllâ acûzen fîl gâbirîn
Saffat 37/136  Sonra diğerlerini de helak ediverdik.
ثُمَّ دَمَّرْنَا الْآخَرِينَ
Summe demmernâl âharîn
Saffat 37/137  Muhakkak ki siz onların yanlarından geçip gidiyorsunuz; Sabahleyin
وَإِنَّكُمْ لَتَمُرُّونَ عَلَيْهِم مُّصْبِحِينَ
Ve innekum le temurrûne aleyhim musbihîn
Saffat 37/138 Ve geceleyin de .e fe lâ ta’kılûn = Hâlâ akıllanmayacak mısınız?
وَبِاللَّيْلِ أَفَلَا تَعْقِلُونَ
Ve bil leyli e fe lâ ta’kılûn
Saffat 37/139 Yunus da gönderilen elçilerdendi
وَإِنَّ يُونُسَ لَمِنَ الْمُرْسَلِينَ
Ve inne yûnuse le minel murselîn
Saffat 37/140 Hani o bir zaman, dolu bir gemiye kaçmıştı.
إِذْ أَبَقَ إِلَى الْفُلْكِ الْمَشْحُونِ
İz ebeka ilâl fulkil meşhûn
Saffat 37/141  Aralarında kur’a çektiler de, kaybedenlerden, oldu.
فَسَاهَمَ فَكَانَ مِنْ الْمُدْحَضِينَ
Fe sâheme fe kâne minel mudhadîn
Saffat 37/142  Yunus kendini kınayıp dururken onu bir balık yuttu.
فَالْتَقَمَهُ الْحُوتُ وَهُوَ مُلِيمٌ
Feltekamehul hûtu ve huve mulîm
Saffat 37/143  Eğer tesbih edenlerden olmasaydı,
فَلَوْلَا أَنَّهُ كَانَ مِنْ الْمُسَبِّحِينَ
Fe lev lâ ennehu kâne minel musebbihîn
Saffat 37/144 Tekrar dirilecekleri güne kadar ,onun karnında kalırdı.
لَلَبِثَ فِي بَطْنِهِ إِلَى يَوْمِ يُبْعَثُونَ
Le lebise fî batnihî ilâ yevmi yub’asûn
Saffat 37/145 Onu hasta bir halde boş bir alana çıkardık
فَنَبَذْنَاهُ بِالْعَرَاء وَهُوَ سَقِيمٌ
Fe nebeznâhu bil arâi ve huve sakîm
Saffat 37/146  Ve üzerine Bir asma kabak ağacı bitirdik.
وَأَنبَتْنَا عَلَيْهِ شَجَرَةً مِّن يَقْطِينٍ
Ve enbetnâ aleyhi şeceraten min yaktîn
Saffat 37/147 Ve onu yüz bin insana, ya da daha fazla olanlara elçi gönderdik.
وَأَرْسَلْنَاهُ إِلَى مِئَةِ أَلْفٍ أَوْ يَزِيدُونَ
Ve erselnâhu ilâ mieti elfin ev yezîdûn
Saffat 37/148 Sonunda İnandılar, biz de onları bir süreye kadar geçindirdik.
فَآمَنُوا فَمَتَّعْنَاهُمْ إِلَى حِينٍ
Fe âmenû fe metta’nâhum ilâ hîn
Saffat 37/149 Şimdi onlara sor: Kızlar senin Rabbinin de erkek çocuklar onların mı?
فَاسْتَفْتِهِمْ أَلِرَبِّكَ الْبَنَاتُ وَلَهُمُ الْبَنُونَ
Festeftihim e li rabbikel benâtu ve lehumul benûn
Saffat 37/150 Yoksa biz melekleri dişi olarak yaratmışız da ,onlar şahid mi bulunuyorlarmış?
أَمْ خَلَقْنَا الْمَلَائِكَةَ إِنَاثًا وَهُمْ شَاهِدُونَ
Em halaknâl melâikete inâsen ve hum şâhidûn
Saffat 37/151 Ha!.. Onlar şüphesiz uydurdukları iftiralardan dolayı;
أَلَا إِنَّهُم مِّنْ إِفْكِهِمْ لَيَقُولُونَ
E lâ innehum min ifkihim le yekûlûn
Saffat 37/152 Allah'ın çocuğu vardır diyorlar. Onlar şüphesiz yalancıdırlar.
وَلَدَ اللَّهُ وَإِنَّهُمْ لَكَاذِبُونَ
Veledallâhu ve innehum le kâzibûn
Saffat 37/153  O, kızları oğullara tercih mi etmiş!
أَصْطَفَى الْبَنَاتِ عَلَى الْبَنِينَ
Astafel benâti alâl benîn
Saffat 37/154 Size ne oluyor, nasıl hüküm veriyorsunuz!
مَا لَكُمْ كَيْفَ تَحْكُمُونَ
Mâ lekum, keyfe tahkumûn
Saffat 37/155 E fe lâ tezekkerûn =Hâlâ tezekkür etmeyecek misiniz?
أَفَلَا تَذَكَّرُونَ
E fe lâ tezekkerûn
Saffat 37/156 Yoksa sizin apaçık bir sultanınız /delilinizmi var?
أَمْ لَكُمْ سُلْطَانٌ مُّبِينٌ
Em lekum sultânun mubîn
Saffat 37/157 Eğer doğru söyleyenlerseniz kitabınızı getirin.
فَأْتُوا بِكِتَابِكُمْ إِن كُنتُمْ صَادِقِينَ
Fe’tû bi kitâbikum in kuntum sâdikîn
Saffat 37/158 Allah ile cinler arasında da nesep bağı kurdular. Oysa cinler de kendilerinin huzuruna getirileceklerini bilirler.
وَجَعَلُوا بَيْنَهُ وَبَيْنَ الْجِنَّةِ نَسَبًا وَلَقَدْ عَلِمَتِ الْجِنَّةُ إِنَّهُمْ لَمُحْضَرُونَ
Ve cealû beynehu ve beynel cinneti nesebâ(neseben), ve lekad alimetil cinnetu innehum le muhdarûn
Saffat 37/159  Allah Subhan'dır onların nitelemelerinden münezzehtir.
سُبْحَانَ اللَّهِ عَمَّا يَصِفُونَ
Subhânallâhi ammâ yasifûn
Saffat 37/160 Ancak Allah’ın muhsin kulları bunlar gibi değildir.
إِلَّا عِبَادَ اللَّهِ الْمُخْلَصِينَ
İllâ ibâdallâhil muhlasîn
Saffat 37/161 Artık ne siz ne de taptıklarınız;
فَإِنَّكُمْ وَمَا تَعْبُدُونَ
Fe innekum ve mâ ta’budûn
Saffat 37/162 Ona karşı kimseyi fitneye /sıkıntıya düşürücüler değilsiniz.
مَا أَنتُمْ عَلَيْهِ بِفَاتِنِينَ
Mâ entum aleyhi bi fâtinîn
Saffat 37/163  Ancak kendisini (cahîm= cehenneme; sâli = yaslayan, = ) müstesna.
إِلَّا مَنْ هُوَ صَالِ الْجَحِيمِ
İllâ men huve sâlil cahîm
Saffat 37/164  Ve Bizim içimizden herkesin belli makamı vardır.
وَمَا مِنَّا إِلَّا لَهُ مَقَامٌ مَّعْلُومٌ
Ve mâ minnâ illâ lehu makâmun ma’lûm
Saffat 37/165  Şüphesiz, o saflar halinde dizilenler biziz.
وَإِنَّا لَنَحْنُ الصَّافُّونَ
Ve innâ le nahnus sâffûn
Saffat 37/166 Şüphesiz o tesbih/ emrinden çıkmayan biziz.'
وَإِنَّا لَنَحْنُ الْمُسَبِّحُونَ
Ve innâ le nahnul musebbihûn
Saffat 37/167 Şüphesiz onlar şöyle diyorlardı.
وَإِنْ كَانُوا لَيَقُولُونَ
Ve in kânû le yekûlûn
Saffat 37/168 Keşke yanımızda öncekilere verilenlerden bir zikir olsaydı
لَوْ أَنَّ عِندَنَا ذِكْرًا مِّنْ الْأَوَّلِينَ
Lev enne indenâ zikran minel evvelîn
Saffat 37/169 Mutlaka biz, Allah’ın muhlis kullarından olurduk.
لَكُنَّا عِبَادَ اللَّهِ الْمُخْلَصِينَ
Le kunnâ ibâdallâhil muhlasîn
Saffat 37/170 Fakat şimdi onu inkâr ettiler. Ama ilerde bileceklerdir.
فَكَفَرُوا بِهِ فَسَوْفَ يَعْلَمُونَ
Fe keferû bihî, fe sevfe ya’lemûn
Saffat 37/171 Andolsun, gönderilen kullarımıza söz vermişizdir
وَلَقَدْ سَبَقَتْ كَلِمَتُنَا لِعِبَادِنَا الْمُرْسَلِينَ
Ve lekad sebekat kelimetunâ li ibâdinâl murselîn
Saffat 37/172  Kendilerine mutlaka yardım edilecektir
إِنَّهُمْ لَهُمُ الْمَنصُورُونَ
İnnehum le humul mensûrûn
Saffat 37/173 Bizim ordumuz şüphesiz gâlip gelecektir.
وَإِنَّ جُندَنَا لَهُمُ الْغَالِبُونَ
Ve inne cundenâ le humul gâlibûn
Saffat 37/174 Öyleyse sen, bir süreye kadar onlardan yüz çevir.
فَتَوَلَّ عَنْهُمْ حَتَّى حِينٍ
Fe tevelle anhum hattâ hîn
Saffat 37/175 Ve onları seyret; yakında göreceklerdir.,
وَأَبْصِرْهُمْ فَسَوْفَ يُبْصِرُونَ
Ve ebsirhum fe sevfe yubsirûn
Saffat 37/176 Şimdi Yoksa onlar azabımızı acele mi istiyorlar?
أَفَبِعَذَابِنَا يَسْتَعْجِلُونَ
E fe bi azâbinâ yesta’cilûn
Saffat 37/177 Fakat onların yurtlarına indiğinde, o uyarılmış olanların sabahı ne kötü olur!
فَإِذَا نَزَلَ بِسَاحَتِهِمْ فَسَاء صَبَاحُ الْمُنذَرِينَ
Fe izâ nezele bi sâhatihim fe sâe sabâhul munzerînü
Saffat 37/178 Sen bir süreye kadar onlardan yüz çevir.
وَتَوَلَّ عَنْهُمْ حَتَّى حِينٍ
Ve tevelle anhum hattâ hîn
Saffat 37/179 Gözetle Onlar da yakında görecekler.
وَأَبْصِرْ فَسَوْفَ يُبْصِرُونَ
Ve ebsir fe sevfe yubsirûn
Saffat 37/180  Senin izzet sahibi Rabbin,Subhan'dır Onların nitelendirmekte olduklarından münezzehtir. Şanı yücedir
سُبْحَانَ رَبِّكَ رَبِّ الْعِزَّةِ عَمَّا يَصِفُونَ
Sübhane rabbike rabbil izzeti amma yesfun
Saffat 37/181 Gönderilmiş Elçilere selam olsun.
وَسَلَامٌ عَلَى الْمُرْسَلِينَ
Ve selamün alel murselin
Saffat 37/182 Hamd'a lâyık olan/yaptığı herşeyi yerli yerince güzel yapan, Alemlerin Rabbi Allah’tır!
وَالْحَمْدُ لِلَّهِ رَبِّ الْعَالَمِينَ
Vel hamdu lillâhi rabbil âlemîn





Hiç yorum yok:

Yorum Gönder